Добавил:
Upload Опубликованный материал нарушает ваши авторские права? Сообщите нам.
Вуз: Предмет: Файл:
İran Dış Politikası.docx
Скачиваний:
2
Добавлен:
01.05.2025
Размер:
127 Кб
Скачать
☆

İran diş politikasi

1.1. Devrim Öncesi İran Dış Politikası (1925-1979)

Ortadoğu coğrafyası genellikle demokratik devletlere pek alışık değildir. Bölgede yer alan devletler uzun bir zaman ya diktatörlükle ya da monarşi ile yönetile gelmişlerdir. Bundan dolayı, ülkelerin dış politikaları da diktatörlerin kişisel istekleri doğrultusunda şekillenmiştir. İran'ı da bu ülkeler grubuna dâhil etmek mümkündür. İran da iktidardaki yöneticilerin bireysel tercihleri doğrultusunda bazen Doğu'nun "mistik" sınırlarında, bazense Batı'nın "akıl" sınırlarında dolaşmıştır. Kaçkar Hanedanlığının yıkılmasından sonra 1926 yılında Rıza Şah'ın yönetimde egemen hale gelmesiyle Pehlevi Hanedanlığı başlamıştır. Rıza Şah iktidarı döneminde özellikle Amerika ile iyi ilişkiler kurmaya özen göstermiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında ülkesini işgal eden Rusya ve İngiltere'ye karşı ilk önce Amerika'ya daha sonra ise Almanya'ya yakınlaşma gereği hissetmiştir. Almanya ile başlayan bu yakınlaşma ekonomik alanlardaki tercihlerde kendisini göstermiştir. Mesela, ülkenin ekonomik durumunu düzeltmek için Amerika'dan getirtilen Millspaugh ve heyeti kontratları biter bitmez ülkelerine geri gönderilmiş ve yerlerine Alman maliye uzmanı Kurt Linden Blatt getirilmiştir1.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ise tarafsızlığım ilan eden İran, bir kez daha İngiltere ve Rusya tarafından işgal edilmiştir. Otuz yıllık bir süreçte yaşamış olduğu iki işgal deneyimi, sonraki dönemlerde İran'ın çok ihtiyatlı bir dış politika takip etmesinde önemli rol oynayacaktır. 30 Nisan 1951 tarihine kadar dış politikada ibreler Batı'yı gösterirken, Musaddık'ın başbakan olmasıyla tüm dengeler bir anda tersine dönmüştür. Petrol gelirlerinden daha çok pay almak isteyen çarşı grubunun da desteğini de arkasına alan Ulusal Cephe lideri Dr. Musaddık İran petrollerinin millileştirilmesine karar vermiştir. Bu kararla, devlet içersinde başka bir devlet gibi hareket eden "İngiliz İran Petrol Şirketi"nin (Anglo-Iranian Oil Company) etkisinin sınırlamasını ve İran'ın petrol gelirlerinden hakkı olan gerçek payı almasını sağlamayı hedeflemiştir. Bu harekât aslında İran'ın Batı'dan bağımsız ve ulusalcılığı ön plana çıkaran bir dış politika izlemek istediğinin ilk göstergesidir. Petrolün millileştirilmesi kararına en büyük tepki doğal olarak İngiltere'den gelmiştir çünkü İngiliz şirketleri petrol pastasından %40 a yakın bir pay (yani aslan payını) almaktaydılar. 1953 yılında CIA ve İngiltere tarafından organize edilen bir darbe sonucunda Musaddık görevden uzaklaştırılmış ve yerine Batı ile ilişkileri yeniden kuracak olan Zahidi göreve getirilmiştir. İki üç yıllık bağımsız bir dış politika denemesi de bu şekilde kısa bir sürede başarısızlıkla sonuçlanmıştır2.

1953 darbesinden sonra Amerika ve İngiltere, İran'la bozulan ilişkilerini tekrar iyileştirebilmek için daha çok ekonomik seçenekleri yani askeri yardımları tercih etmişlerdir. Örneğin, ABD 1953 yılında, İran'a 45 milyon dolarlık bir ekonomik yardımda bulunmuştur. Bu yardım sayesinde Şah'ın gizli örgütü SAVAK' ın temelleri atılmıştır. İngiltere ise "Petrol Konsorsiyum Anlaşması" ile İran'la olan ekonomik bağlarını daha da sağlamlaştırmıştır. Aslında İran'ın bu iki devletle tekrar işbirliğine gitmesi bir nevi doğal bir savunma refleksi olarak algılanmalıdır. Soğuk Savaş döneminde, iki kutuplu düzenin hâkim olduğu bir ortamda Sovyet etkisinden kurtulmanın yegâne çaresi, denge politikası oluşturmak için ABD ve İngiltere ile işbirliği yapmaktan geçmekteydi. Bu denge politikasımn gereği olarak, İran özellikle dış politika konusunda İngiltere ve ABD ile uyum ve işbirliği içinde olmaya büyük önem vermiştir. Bununla da yetinmeyerek, 1955 yılında Türkiye ve Irak arasında imzalanan Bağdat Paktı'na aynı yıl Pakistan ve İngiltere ile birlikte İran da katılmıştır. (Daha sonra bu anlaşma Irak'ın çekilmesiyle 1958 yılında CENTO ismini alacaktır.) İran, Batı bloğuyla mevcut ilişkilerini geliştirirken Rusya'yı da tamamen ihmal etmek istememiştir. Bunun için Sovyetlerle de ekonomik işbirliğine giderek bu iki süper güç arasında denge politikası takip etmeyi çıkarları açısından vazgeçilmez görmüştür3.

Arap-İsrail Savaşı sonucunda patlak veren 1973 petrol krizinde, İran mevcut durumdan en iyi şekilde istifade etmesini bilmiştir. OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) üyesi ülkelerin petrol üretiminin azaltılmasına yönelik kararlarım hiçe sayarak bu dönemde petrol üretimini daha da arttırmış ve Batı ülkelerine daha fazla petrol ihraç etmiştir. Bu hareketiyle, diğer Müslüman devletlere yardım etmek yerine, Amerikan dolarlarının İran ekonomisine akmasını tercih etmiştir. Bu dönemde tamamen pragmatik bir dış politika anlayışının egemen olduğuna şahit olmaktayız. Yine aynı dönemde İsrail Devleti ile olan ikili ilişkiler de iyi bir seyir izlemektedir. İran her ne kadar İsrail'i resmi olarak tanımasa da, bu iki devlet aslında bir nevi "de facto" müttefiklerdi. İki devlet arasındaki ilişkiler İsviçre'nin aracılığıyla sürdürülmektedir. Ticaret hacminde ve ikili ilişkilerde kayda değer bir hareketlilik söz konusudur. Mesela, İsrail mallan İran pazarında kolayca boy gösterirken, İran petrolü de İsrail pazarlarına akmaktadır. İran-İsrail ilişkileri de tamamen pragmatik ve çıkar eksenli bir yörüngeye oturtulmuştur. Sonuç olarak, 1900'lerin başından Soğuk Savaş dönemine kadar genellikle Batı yanlısı bir politika takip edilmekle beraber, Soğuk Savaş döneminde dış politikada ibreler Batı Bloğu'nu göstermekle birlikte, Sovyetlerle de tamamen ihmal edilmemiştir4.

Соседние файлы в предмете [НЕСОРТИРОВАННОЕ]